Bu mutheşem kadın döner mi demiştik. Yine kandırır mı bu erkek onu? Onun hikayesi nasıldı sizce? Bir de onun tarafından, kadın tarafından bakalım bu hikayeye.
O güzel, akıllı, dikkat çekici, neşeli, kültürlü bir kadındı. Gözüpekliği ve aldığı cesur kararlardan dolayı bir çok kişi hem şaşırır hem de gıpta ederdi ona. Sıkıntıya gelemezdi, kimseye boyun eğemezdi. Çok sevmişti, sevilmişti ilişkilerinde ama yürümemişti hiçbiri. Kavga sevmezdi pek, o yüzden sessizce giderdi. İstedi mi yaşadığı ülkeyi bile değiştirirdi, beş parasız da olsa korkmazdı hiçbirşeyden. Dışardan bakınca kuvvetli duruşuna hayran olunurdu, hep neşeli ve esprili olduğu için mutlu sanarlardı onu. Oysa aldığı bu cesur kararları her zaman dışardan göründüğü gibi keyfinden almamıştı. Kimi zaman işin içinden çıkamadığı için, kimi zaman da kaderine razı olmamak için, kendine bir şans daha vermek için almıştı. Hep giden o olmuştu ama o da aslında herkes gibi aldatılmış, kandırılmıştı bir çok defa, kırgındı hayata. Artık pek de umudu kalmamıştı erkeklerden yana, kimseyi istemiyordu hayatında. Derken karşısına bu erkek çıkmıştı. Önce şaşırmıştı erkeğin itiraflarına, bunca senedir görüşmemelerine rağmen ona olan ilgisinin devam etmesine. Sonra hatırlamıştı seneler önce kendine mail’le ilanı aşk ettigini. O zamanlar yapabileceği pek bir şey yoktu, nişanlıyken bir başkasından gelen böyle bir mail’e cevap yazmak herkese haksızlıktı, ne diyecekti ki zaten. Hayatta bir duruşu vardı, dürüstlük çok önemliydi onun için, o yüzden kimseyi kandıramazdı, kendisine bir çok defa yalan söylense de o diğerleri gibi yapamazdı.
Fakat şimdi erkeğin bu ne istediğini bilen tavrı etkilemişti onu ama çok da hevesli değildi ilk başlarda. Erkek hep kadının beklediği gibi davranıyordu, nazik, düşünceli, ilgili, sevgi dolu, tutkulu. Kadın kısa bir tatil için İstanbul’daydı, bütün zamanlarını birlikte geçirmeye karar verdiler. Onu tanımaya başladıkça sevmeye başladı kadın, eskiden pek çekici bulmadığı bu adam bir anda gözüne farklı gözükmeye başladı. Onunlayken sanki dünyada herşeyi başarabilecek gibi hissediyordu, ayakları yerden kesilmişti. Ona her sarıldığında, her kokladığında,' işte aradığım buymuş' diyordu içinden. Eski Türk filmlerindeki gibi replikler geçiyordu aklından, ‘ Aman allahım bu mutluluk inanılmaz, çok korkuyorum kaybetmekten!’. Ne saçma diye gülümsüyordu kendi kendine, ilk defa birinden asla ayrılamam diyordu. Bu hem çok yeni, hem çok korkutucu hem de çok muhteşem bir duyguydu.
Onu bırakıp yurtdışına döndüğünde deli gibi özlemeye başladı, her gün görüntülü konuşuyorlardı ama aynı şey değildi. O yanında olmadığı zaman zevk almıyordu artık yaptığı şeylerden. Hiç böyle değildi önceden. Renkli biri olduğu için her zaman oyalardı kendini ama artık manasız geliyordu onsuz olmak, onsuz birşeyler yapmak. Kafası çok karışmıştı, neler oluyordu böyle ona, ne yapacağını şaşırmıştı. Erkek o kadar güven veriyordu ki ona, ne istediğinden o kadar emindi ki. Yeterki birlikte olalım, birbirimizin kıymetini bilelim gerisi boş diyordu. Bu kadar çabuk kaptırmazdı kadın kendini ama bu sefer çok farklı hissediyordu. Ona aşık olan erkekler olmuştu, ama bu adamın söylediği ve yaptığı herşey çok etkiliyordu onu. Erkeğin de ısrarlarına ve özleme daha fazla dayanamayıp iki hafta sonra tekrar geldi İstanbul’a. Kollarını kocaman açarak karşıladı erkek on.' Evi şöyle değiştirelim, dolap alalım, ancak sığarız' diyordu erkek, çok hızlı gelişiyordu herşey. Kadın kırılmak istemiyordu o yüzden çabucak kapılmak istemiyordu ama duygularına hakim olamıyordu. Çok güzel, çok özel şeyler paylaşıyorlardı, aralarında görünmez bir bağ oluşmaya başlamıştı. Bir iki ufak tefek anlaşmazlık oldu aralarında ama hallettiler ya da kadın öyle sandı. Ona sarılmak, dokunmak, koklamak çok güzeldi ama sevişmeler istedikleri gibi olmuyordu bir türlü. Bu da ikisinin de kafasının karışmasına neden oluyordu. Bu kadar iyi anlaştığın biriyle bu uyumu nasıl yakalamazsın diye düşünüyordu kadın. Zamana bırakmaya karar vermişti.
Kadın yine döndü yaşadığı ülkeye, ama dayanamadılar hasrete, bu sefer de erkek geldi onu ziyarete. Çok güzeldi yine herşey, şimdi kadının yaşadığı şehri paylaşıyorlardı beraber, sevdiği her kafeyi, müzeyi, sokağı göstermek istiyordu erkeğe. Aşık olmuştu kadın, hiç böyle hissetmemişti daha önce, çok mutluydu, herşeyi paylaşmaktan keyif alıyordu onunla. Sayılı günler göz açıp kapayana kadar geçti, erkek döndü İstanbul’a. Artık bu uzun mesafe dayanılmaz olmuştu, kadın topladı valizini geldi adamın yanına. Daha uzun kalıp gerçekten anlaşabiliyorlar mı diye görmek istiyordu, ama temkinliydi. Erkek ona' merak etme herşey çok güzel olucak, birbirimizin kıymetini bilelim' diyordu. Normalde inanmazdı kolay kolay karşısındakine ama o tanıdığı her erkekten farklıydı, öyle sanıyordu. O kadar özeldi ki herşey aralarında, bazen konuşmaya bile gerek yoktu. Birbirlerinin gözlerinin içine baktıklarında dünya duruyordu sanki. Herkes ve herşey silik kalıyordu. İçinde bu kadar fazla sevgi olduğunu bilmiyordu kadın bugüne kadar. İlk defa birini kusurlarıyla seviyordu,' gerçek sevgi bu muymuş?' diyordu. Şarkı söylemek, hatta yazmak, ona sarılarak saatlerce konusmak, koklaşmak, uyumak, ona ne kadar çok sevdiğini söylemek, onu hiç bırakmamak istiyordu. Erkeğin daha önce doğru dürüst bir ilişkisi yoktu, olmamıştı nedense, bu da bir soru işaretiydi kadın için. En ufacık bir sorunda erkek bilmiyordu ne yapacağını, karışıyordu kafası, gelgitleri vardı. Bunların sevişmelerindeki uyumsuzluktan kaynaklandığını düşünüyordu kadın ama birbirlerini çok çekici buldukları için 'bunu da aşarız' diye düşünüyordu. Ne de olsa böyle bir bağ kurmak milyonda bir bulunabilecek bir şeydi. Kadın, ona değer diye düşünüyordu,' hayatım boyunca beklediğim buymuş demek' diyordu. Erkeğin dürüstlüğü en büyük etkendi bu ilişkide,kadın kendini rahatça onun kollarına bırakabiliyordu. Adam giderek daha da dengesizleşmeye, durup duruken kavga çıkarmaya başladı. Kadının eski ilişkilerinden, evliliğinden rahatsız olmaya, kıskançlık yapmaya. Halbuki hepsi çok geride kalmıştı, kadın ne kimseyle görüşüyordu ne de hatırlıyordu bunları. Zaten bu aşk o kadar silmişti ki herşeyi yepyeni hayata başlamış gibi hissediyordu kendini. Ama bir gün adam sudan bir bahaneyle ayrılmak istedi. Kalbi parça parça oldu kadının, topladı eşyalarını gitti, ayrıldılar. Çok üzüldü kadın, gerçek nedeni anlatamadığı için herkese anlamsız geliyordu bu ayrılık. 'Deli mi bu adam?' diyorlardı. Kadın yemeden içmeden kesildi, hayattan zevk almıyordu artık. Her seyrettiği filmde, her yediği yemekte, her gezdiği sokakta erkek yanındaymış gibi yaşıyordu. Her gece rüyalarında hep onu görüyordu, birbirlerine sarıldıklarını, nerdeyse gerçek sanıyordu uyanana kadar. Gözyaşlarıyla uyuyor gözyaşlarıyla uyanıyordu. Düşünmek istemese de atamıyordu kafasından. Aralarındaki aşk gerçekse bu sorunu da çözmeleri gerekiyordu ona göre, yiyip bitiyordu bu ayrılık onu. Arkadaşları inanamadılar kadının bu durumuna, ne de olsa o çok güçlü bir kadındı. Hiçbir erkeğin arkasından böyle üzülmemişti, Sonsuzluk gibi gelen 1 ay hiç görüşmediler, çok acı çekiyordu. Onunla hiç konuşmamak, onu hiç görmemek, kadını çok yıpratıyordu. Bir ay sonra bir arkadaşından dönerken içkinin de etkisiyle kapısını çaldı erkeğin evinin önünden geçerken. Kollarını açarak karşıladı onu erkek, tam da kadının beklediği gibi. Erkek onu ne kadar özlediğinden, aramak üzere olduğundan, onu görmemeye dayanamadığından, hep sarılarak beraber koltukta TV seyrettiklerini hayal ettiğinden bahsediyordu. Kadın ona inanıyordu, kendisi de aynını hissediyordu. Çok özlemişlerdi birbirlerini ve aralarındaki çekim de dayanılmazdı, yine birlikte olmaya başladılar. Yine herşey rüya gibiydi, sevişmeleri de daha iyiye gidiyordu, ikisi de çok mutluydu. Bir gün erkek gelip yine nedensizce ayrılmak istediğini söyledi. İlk defa bir erkek ondan ayrılmak istiyordu, hem de ikinci defa, bu daha önce hiç başına gelmemişti. Özgürlük, ilişki istememe, değişik tecrübeler yaşama isteği gibi son derece kırıcı bahaneler öne sürüyordu. Ne olmuştu da böyle olmuştu, yoksa başka biri mi vardı. Açık açık sordu ne de olsa bir ay görüşmemişlerdi. 'Asla!' dedi erkek. Öyle bir şey olamaz!' Zaten senden sonra kolay kolay kimseyle birlikte olabileceğimi sanmıyorum' diyordu kadına. Ama yine de ayrılmak istiyordu. 'Belki de saçmalıyorum, hayatım boyunca pişman olacağım ama...' diyordu erkek. Önce inanamadı kadın sonra kabullendi durumu. Kalbi kırıldı, dayanamıyordu artık üzüntüye, anlamı yoktu uzatmanın, çekti gitti yurtdışına. Gerçekten sevseydi böyle olmazdı diye düşünüyordu. Hayatına devam etmek, onu unutmak zorundaydı. Akıllı bir kadındı. Bir erkek bir kadını istiyorsa ne yapar eder bir yolunu bulurdu birlikte olmak için. Ayrılmak istiyorsa da mutlaka gerçek bir nedeni vardı. Erkek ya sevmiyorsa, ya da başkası varsa ayrılırdı çünkü. İkisi de kabullenmesi çok zor gerçeklerdi ama erkeğin kendisinden başkasına gözucuyla bile bakamayacağını düşündüğünden, beni sevmiyor diye tekrarlıyordu kendine. Canı yanıyor ama durmadan bunu tekrarlıyordu, bu durumu atlatmanın başka yolu yoktu.
Arkadaş kalmaya karar vermişlerdi. Yurtdışına gittiğinde kalan eşyalarını topladı, İstanbul'a döndü kadın. Belki unutmaya çalışsa da hala birlikte oluruz diye düşünüyordu bilinçaltında, belki de arkadaşlarının desteğine ihtiyacı vardı, yalnız kalmak istemiyordu. Ne de olsa İstanbul'da onu sevgiyle sarıp sarmalayan annesi, dostları vardı.
Erkeğin evinin anahtarı onda kalmıştı,onu geri vermek için aradı, buluşmaya karar verdiler. Kadın kendini ondan soğutmak istiyordu o yüzden mesafeliydi. Erkek bir kızla beraber olduğunu, kızın İsviçre'den geldiğini, onda kaldığını söyledi kadına. Kadın şok olmuştu! Erkek yeni kızın arızalı olduğunu söyleyip duruyordu. Sıkıldığını, kendisini özlediğini, kıza sürekli kendisinden bahsettiğini söylüyordu. Öbür kız geleli daha 5 gün olmuştu oysa, ne çabuk sıkılmıştı, ne çabuk arıza çıkmıştı. Anlayamıyordu, inanamıyordu duyduklarına. Başka bir kız ona sarılıyor, yatağında yatıyor, onun fincanlarından kahve içiyordu. Kadının dolabına yerleştirmişti eşyalarını. Aklı almıyordu bunları ama her zamanki gibi duruşunu korudu. Ne şaşırdığını, ne üzüldüğünü belli etti. Donmuş kalmıştı, ne hissedeceğini, ne düşüneceğini bilmiyordu. Sadece 'için sızlamadı mı o kız benim yerime eşyalarını koyarken?' diye sordu, daha fazlasını sormaya dili varmadı. Erkek gözlerini kaçırdı, 'sızladı' dedi, önüne baktı. O kadar. İçinden birşeyler kopmuştu kadının. Ama artık çok geçti, kararını vermişti. Bugune kadar inanamıştı, erkek ona başkalarıyla birlikte olmak istediğini söylediği halde, kafası karışık, kıskançlıktan ne dediğini bilmiyor diye düşünmüştü. Kadın inanıyordu aşklarına o ana kadar ama o evde başkası vardı artık. Hiçbirşey bu gerçeği değiştiremezdi! Çok güçlü, çok gururlu bir kadındı o. Bir daha dokunamazdı o erkeğe. Şans veremezdi bir daha ona, hep aklına gelecekti bu yaptığı, kendini tanıyordu kadın. Bari onunla mutlu olmaya çalış, kızı üzme dedi. Erkek ısrarla kızdan ayrılacağını söylüyordu, ama faydası yoktu, duymak istemiyordu hiçbirşey. Anahtarı verdi ve gitti.
Ertesi gün uyandığında kalbi ağrıyordu, şu anda başkasıyla uyanıyor diye düşünüyordu. Kızın adını ısrarla söylememişti erkek, ama üstünde durmadı kadın, kim olduğunun ne önemi vardı. Ruh gibiydi, iyi değildi ama iyiyim diyordu arkadaşlarına, dimdik duruyordu. Akşam oldu, ikisinin de sevdikleri bir programı seyrederken bir anda aklına birşey geldi kadının öylesine. Aylar önce gelen mail'de gördüğü bir isim, bir yüz, 'kim bu kız' diye sorduğunda erkeğin kavga çıkardığı geldi aklına. Normalde bir erkek bunu yapsa hemen anlardı yalan söylediğini, klasik suçlu erkek tepkisi diye düşünürdü. Kızı da pek beğenmemişti kadın o yüzden anlamadı bu manasız hrıçınlığını erkeğin o zaman. Arkasından başka bahaneler gelince kafası karışmıştı kadının bu kavgada. Çok akıllıydı oysa, yemezdi bu numaraları, ama çok seviyordu onu, çok güveniyordu, yalan söyleyeceğine ihtimal vermiyordu. Ama maalesef çok yanılmıştı. Herşey yerli yerine oturmuştu bir anda, kızın adını niye söylemediği, İsviçre'den gelmesi. Dünyası başına yıkıldı kadının. Bu kadar zamandır aldatıldığını anladı. O kız da yurtdışında yaşıyordu. Internetten konuşuyorlardı. Yüzyüze görüşmeseler de fark etmezdi, bu aldatmaydı, kadının arkasından işler çevirmişti erkek. O dürüstlüğüyle meşhur erkek! Herşeyi anladı. Gelgitleri de, bahaneleri de hep aynı nedendendi. Bir tene daha dokunmak istemenin bahaneleri. Ne yardan ne serden vazgeçmemenin bahaneleri. Bunun için iki insanın milyonda bir bulacağı şeyi feda etmişti erkek. Oyunlar oynamıştı. Zayıflıklarına yenik düşmüştü. O da diğerleri gibi basit sıradan bir erkekti. Hiçbir farkı ya da özelliği yoktu. Sadece daha iyi yalan söylüyordu o kadar!
Orda bitti kadın için herşey! Mesaj attı erkeğe herseyi anladığını söyleyen. Bugüne kadar toz kondurmadığı insanın yalancı olduğunu anladığını bilsin istedi. Gözünden düştüğünü. Kendisini sonsuza dek kaybettiğini.' Sakın cevap da yazma, okumayacağım' dedi. Okumayacaktı. Eski kuvvetli, akıllı kadın geri dönmüştü. Cevap yazmadı adam. Neden yazmadı? Utandığı için mi? Hatasını anladığı için mi? Artık kadını sonsuza kadar kaybettiğini anladığı için mi?
Hiçbiri değildi. Oyunu bitmemişti daha öbür kızla. Oyunun bitmesini bekliyordu. Zamanı gelince yazacaktı, arayacaktı kadını. Yeni oyun başlayacaktı ona göre. Ama çok yanılıyordu çünkü kadın herşeyi anlamıştı artık. Saatlerce bilgisayar oyunu oynaya oynaya kendini hayali kahraman sanan, hayatla oyunu karıştıran biri olduğunu anlamıştı. Gerçek hayattan, gerçek değerlerden haberi olmayan bu erkeğin aslında akılsızın teki olduğunu anlamıştı. Öyle gözünden düştü ki bu yere göğe koyamadığı erkek, bir daha adını bile duymak istemiyordu.
Rahatladı kadın. 'Oh be!' dedi. Bunca zamandır kaybettiği için üzüldüğü erkek hiç yokmuş ki zaten! Bulduğunu zannettiği herşey bir oyundan ibaretmiş, gerçek değilmiş! O da sıradan, alalade bir erkekmiş! Evet, bu çok canını yakıyordu, kalbi paramparça olmuştu, hayatlarında bir daha yaşayamayacağı o yakınlığı, sevgiyi kaybeden, ikisi olmuştu. Ama asıl kaybeden erkek olmuştu. Kadın zaten sahip olmadığı bir şeyi nasıl kaybetsin? Neye sahip olduğunun, neyi kaybettiğinin farkında olmadan küçük hesaplar yapan erkek.
Ne zaman mı anlar erkek? Kimbilir? Telefonlarına cevap alamayınca mı?Belki. Bir daha sevdiği kadına ulaşamayınca mı? Belki. Bir daha bunları hiç yaşayamayınca mı? Belki. Zaten kolay olsa, yaşayabilse, daha önce yaşardı ama, nerde bu zamanda, bu zeka!
Bu hikaye günümüzde yaşanmış gerçek bir hikaye. Binlerce insan, dünyanın binlerce yerinde, benzer hikayeler yaşıyor şu anda. Beklentiler, umutlar, aşklar birbirine benziyor. Kadın ya da erkek, bir taraf kaybetmemek diğeri kaybettikten sonra mücadele edince olmuyor, çok geç kalınıyor.Günümüzde geçici, yüzeysel, kolay ilişkiler öyle çok ki! Daha biri bitmeden diğeri başlıyor. İnsanların duyguları köreliyor, herşeyi kanıksıyor, hiçbir şeyin kıymeti kalmıyor. Kalpler kırılıyor, kırılan kalp yama tutmuyor, yamalı kalp eskisi gibi olmuyor!
Herkese aradıklarını bulmaları için önce ne istediklerini bilmelerini, bulduklarında da kaybetmemelerini dilerim. Hayat çok kısa! Mutluluk yakalandı mı kaybedilecek kadar uzun değil!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder