25 Ağustos 2012 Cumartesi

YAŞ FARKI AŞKA KARŞI MI?


Ünlülerden biri kendinden yaşça çok büyük ya da küçük birisiyle birlikte olunca hemen başlıyor tartışmalar. Yaşça çok büyüklük ne demek? Kaç fark yani? Tabii ki(!) erkek ve kadın için aynı sayı geçerli değil. Erkek’in yaşı kadından 15 yaştan fazla , kadınınki  erkekten 5 yaştan fazlaysa sorun oluyor. Burda bile bir adaletsizlik var ya artık ne desem bilmiyorum. Bir zamanlar Gönül Yazar’a sormuşlar ‘kadın erkek eşitliği hakkında ne düşünüyorsunuz?’ diye. O da ‘ Aaaa tabii ki kadınla erkek eşit ama erkek biraz daha eşit galiba!!!’ demiş. Yani Gönül yazar’dan bu yana değişen bir şey yok, düşünün artık! Neyse dağıtmayalım konuyu, aşık olmak için illaki aynı yaşta mı olmak lazım? Yoooo tabii ki değil diyorsunuz değil mi? Ama evlenmek için? Hımmm, herkesi aldı bir düşünce. Erkek büyük olursa daha iyiymiş, kadın çöküyormuş filan geyikleri hemen annelerimizin sandığından çıkartılır. Annemizin margarinini kullanmayalı çok oldu ama kadın erkek ilişkilerine gelince herkes Ayşe teyze maşallah! J Halbuki bakın resimlere, aynı yaştaki kadınla erkeğe, kadın çoğunda daha diri kalan taraf! Hem de dışardan bakıldığında, bir de yatağa girildiğinde zaten tartışmaya gerek yok! Sanki kocalarla kadınlar için bunun önemi yok, hepimiz kardeşiz! Valla gülüyorum hem de yüksek sesle! Sizi kendini bilmezler sizi!

Dün gündeme bomba gibi düştü, Meltem Cumbul kendinden 12 yaş küçük İmbat otellerinin varisi (bunların da altı çizilir nedense!) Alican Özbaş ( Merve Hasman’ın 4 ay evli kaldığı eski kocası!) ile evlenmiş! Erkeğin babası istememiş düğüne gelmemiş, biricik oğlunu layık göremedi heralde kimselere. Çünkü ilk düğününe de gelmemiş oğlunun. Hadi bu kendinden 12 yaş büyük, öbürü neydi? 12 cm. kısa mı? Hahahaha. Valla erkek milletini anlamak mümkün değil. Bunlara bir Hint kumaşı halleri oldu ama kadınların da elbirliğiyle tabii. Neyse o da ayrı konu. Gelelim kadınla erkek arasında çok yaş farkı olunca ne olur? Valla kadın büyükse bayağı iyi olur, kadınlar anladı ne demek istediğimi! Gülersiniz tabii hınzırlar! Tamam yatağı geçtik tamam, onun dışında mı ne olur? Erkek, adam olur önce, kendine çeki düzen verir. İşi yoksa iş sahibi, sorumluluğu yoksa sorumluluk sahibi olur. Kendinden küçük kaprsili kadınlara tahammül edemez olur. Hayatın tadını çıkarmayı, paylaşmayı öğrenir.  Aşıklarsa çok da mutlu olur. Haaa gözü seneler sonra dışarı kayar mı, kayar tabii ama bunun da yaşla hiç ilgisi olmadığını bilenler çoook iyi bilir. Kadın ne olur? O da gençleşir tabii haliyle, yok estetik değil canım( onun da yaşla ilgisi yok bilenler bilir!), adrenalin, sex, heyecan. Cildi gençleştirir, güzelleştirir. J Zinde olur, daha adam olacak çocuk var elinde ne de olsa! Aşk da varsa çok mutlu olurlar. Ha kocayı daha gence kaptırma riski var mı, vaaarrrr! Ama dedik ya onun  yaşla ilgisi yok sinirlendirmeyin beni! Bakınız Pınar Altuğ Yağmur Atacan’la ilk beraber olduğunda kıyametler kopmuştu. Yok efendim 8 yaş fark olur muymuş, Yağmur Afacan’mış! Abuk sabuk konuşmalar! Nooldu? Çıktı Yağmur bir demeçler, bir röportajlar verdi, karısını yere göğe sığdıramadı, herkesin ağzı açık kaldı. Üzerine bir de çocuk, değişen bir şey olmadı, hala sarmaş dolaş teknede pozlar! Aaaa yok artık dedi millet! Kapak olsun ama nerdeeee, anlayana! Aşk var ya aşk, böyle bir şey işte! Aşk yeterli değil tabii ki, iki tarafında emeği, ilgisi, sevgisi, saygısı lazım. Adam gibi adam olmak lazım! Yoksa sen büyük ben küçük ne farkeder, eşeklik baki kalır! Dünden beri hem medyada, hem arkadaş ortamlarında bunu konuşuyoruz. Bu kadar yaş farkıyla biz olsak bu topa girer miydik diye? Herkesin cevabı farklı tabii. Kabul ediyoruz ki yaş farkının yarattığı en önemli sorun, hayattan beklentilerde farklı zaman dilimi içinde olmak. Biri kariyer yapmış, diğeri yolun başındaysa, biri ne istediğini biliyor, kendine güveniyor, diğeri daha kendini arıyorsa, biri her gece gezmek istiyor diğeri evde kitap okumak istiyorsa, bunlar tabii ki olabilir. En nihayetinde bunlar kendinle aynı yaşta biriyle de olabilir, karakter meselesi. Gelelim en önemli soruya, peki 20 sene sonra ne olacak?  Benim cevabım;  ‘ Çok da umurumda!’ Bugün insanların 2 ay bile birbirine zor tahammül ettiği dünyada, eğer 20 sene dolu dizgin aşkımı yaşayacağım, sevgiyi- saygıyı paylaşacağım biri olsa, hiç düşünmem balıklama atlarım! Ne bileyim 2 sene sonra ölmeyeceğimizi! Böyle saçma kuruntular, hesap kitaplar yüzünden aşkını yaşayamayan insanlardan olacağıma, adam gibi adamla yaşa başa bakmam, bakanı da anlamam! Meltem’le Ali de 3’ mü 5’ mi ne kadar mutlu olursa o günler yanlarına kar, dilerim çok mutlu olurlar, gerisi boş!

Hepinize aşk dolu zamanlar dilerim!

9 Ağustos 2012 Perşembe

Aldat-ma!


İki insan birbirini gerçekten seviyorsa, anlaşıyorsa, aynı evde yaşıyorsa, bir sürü şeyi paylaşıyorsa neden ilişkisinin tadını çıkaracağına aldatır? Aklım almazdı eskiden ama artık kanıksadım galiba. Eskiden hayretler içerisinde kalıp şok olduğum şeyleri duyunca şimdi 'hııı' deyip, ablamın aklısıra beni teselli etmek için söylediği ' herkes aldatıyo, herkes aldatıyo' lafı aklıma geliyor. O zamanlar çok sinirlendiğim bu lafa şimdi gülüp geçiyorum. Aman yanlış anlama olmasın beni aldatan birine anlayış gösteririm manasında değil, tam tersi sadece şaşırmıyorum eskisi kadar, o yani.

Şu sıralar herkesin dilinde olan Alacakaranlık serisinin yıldızları ( Kristen Stewart- Robert Pattinson) senelerdir beraber, mutlu mesut yaşıyorlar diye düşünürken, kızın adamı aldattığı haberi gündeme bomba gibi düştü. Vay vay vay, o canım adam aldatılır mıydı, kız bulmuş da bunuyor muydu, aman bu ne rezaletti böyle filan. Bir de kız utanmadan(!) açıklama yaptı, pişman olduğunu, bir seferlik olduğunu filan söyledi. Adam evi terketmiş, kız bunalıma girmiş, yemeden içmeden kesilmiş, ağlıyormuş, pişmanmış. Tam bunları düşünüyordum, bir kere aldatan her zaman aldatır mı, bu kız affedilir mi diye ki bugün adamı ilk defa aldatmadığı haberi düştü gündeme. Ne kadar doğru ne kadar yanlış henüz itiraflar gelmedi, bekliyoruz elimizde sopalar. Bize neyse!

Ama en azından benim düşündüğüm, bir kere aldatan hep aldatır tezi doğrulanmış oldu. E tabi, insan o ilişkide bir şeyleri sindiremiyor ki aldatma oluyor ( aldatmakolikleri hariç tutuyoruz, onlar aldatmadan duramayanlar zaten, biz normal insanlardan bahsediyoruz). Bu arada yanlış anlaşılmasın bir kere aldatan aynı kişiyi bir daha aldatır, yoksa başkasını da illa aldatacak diye bir şey yok. O ilişki'de yürümeyen şey neyse ki o da çoğunlukla nedir biliyoruz, onu kapatma çabasıdır biraz da aldatmak. Ha illaki sorun ordan kaynaklanmaz ama her sorun sonunda aynı yerde patlayacağından aldatma doğar. Saçın daha az mı okşanıyor, öbürü saçını güzel okşadıysa al sana kafa karışıklığı. E okşattırma canım demek kolay, yanlışlıkla o el o saça denk gelmiş de olabilir.

Daha komik gelen bana kadınla erkeğin aldatması arasındaki farklar. Kadın aldatınca da kadın bunalıma giriyor erkek aldatınca da! Bu ne kardeşim böyle! Aklıma Demi Moore'un kocası Ashton Kutcher geliyor. Adama bir Sir ünvanı verilmediği kaldı! Göğsünü pardon göğüsleri gere gere dolaşıyordu etrafta. Yemeden içmeden kesilmeyi bırak sanki yıllardır bir şey yememiş gibiydi adam. Yetmez her gün başka kızlarla ( özellikle çoğul!) resimler filan. Kadın yemeden içmeden kesilmiş, eve kapanmış filan. Bir de adam geri dönse sanki seferden gelmiş de zafer kazanmış olucak.
Yok bu dünya böyle olmaz! Herkes akl
ını başına alsın! Aldattı mı, çat koy kapıya! Diğerlerine ibret olsun! Gelen öyle gelsin, bilerek yani! Yoksa bu dünyanın çivisi de çıkar çekirdeği de yerinden oynar, tamir edemeyiz valla. ( bakınız Nasa açıklamış dünyanın en saçma filmlerinden çekirdeği tamire giden Core seçilmiş!) Ona göre, benden uyarması!
Sevgiyle, gülümseyerek kalın.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Basketbol

Turkiye Basketbol Kadınlar takımına tebrikler. İlk mac. Turkiye 72 - Angola 50 !

26 Temmuz 2012 Perşembe

London 2012 Olympics

Yarın başlıyor Olimpiyatlar, heyecan dorukta! Kadın Voleybol takımımız, Kadın Basketbol takımımız ve diğer bireysel  spor dallarındaki sporcularımıza bol şanslar! Kalbimiz onlarla!

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Nedensiz Ayrılık olur mu? 2

Bu mutheşem kadın döner mi demiştik. Yine kandırır mı bu erkek onu? Onun hikayesi nasıldı sizce? Bir de onun tarafından, kadın tarafından bakalım bu hikayeye.

O güzel, akıllı, dikkat çekici, neşeli, kültürlü bir kadındı. Gözüpekliği ve aldığı cesur kararlardan dolayı bir çok kişi hem şaşırır hem de gıpta ederdi ona. Sıkıntıya gelemezdi, kimseye boyun eğemezdi. Çok sevmişti, sevilmişti ilişkilerinde ama yürümemişti hiçbiri. Kavga sevmezdi pek, o yüzden sessizce giderdi. İstedi mi yaşadığı ülkeyi bile değiştirirdi, beş parasız da olsa korkmazdı hiçbirşeyden. Dışardan bakınca kuvvetli duruşuna hayran olunurdu, hep neşeli ve esprili olduğu için mutlu sanarlardı onu. Oysa aldığı bu cesur kararları her zaman dışardan göründüğü gibi keyfinden almamıştı. Kimi zaman işin içinden çıkamadığı için, kimi zaman da kaderine razı olmamak için, kendine bir şans daha vermek için almıştı. Hep giden o olmuştu ama o da aslında herkes gibi aldatılmış, kandırılmıştı bir çok defa, kırgındı hayata. Artık pek de umudu kalmamıştı erkeklerden yana, kimseyi istemiyordu hayatında. Derken karşısına bu erkek çıkmıştı. Önce şaşırmıştı erkeğin itiraflarına, bunca senedir görüşmemelerine rağmen ona olan ilgisinin devam etmesine. Sonra hatırlamıştı seneler önce kendine mail’le ilanı aşk ettigini. O zamanlar yapabileceği pek bir şey yoktu, nişanlıyken bir başkasından gelen böyle bir mail’e cevap yazmak herkese haksızlıktı, ne diyecekti ki zaten. Hayatta bir duruşu vardı, dürüstlük çok önemliydi onun için, o yüzden kimseyi kandıramazdı, kendisine bir çok defa yalan söylense de o diğerleri gibi yapamazdı.

Fakat şimdi erkeğin bu ne istediğini bilen tavrı etkilemişti onu ama çok da hevesli değildi ilk başlarda. Erkek hep kadının beklediği gibi davranıyordu, nazik, düşünceli, ilgili, sevgi dolu, tutkulu. Kadın kısa bir tatil için İstanbul’daydı, bütün zamanlarını birlikte geçirmeye karar verdiler. Onu tanımaya başladıkça sevmeye başladı kadın, eskiden pek çekici bulmadığı bu adam bir anda gözüne farklı gözükmeye başladı. Onunlayken sanki dünyada herşeyi başarabilecek gibi hissediyordu, ayakları yerden kesilmişti. Ona her sarıldığında, her kokladığında,' işte aradığım buymuş' diyordu içinden. Eski Türk filmlerindeki gibi replikler geçiyordu aklından, ‘ Aman allahım bu mutluluk inanılmaz, çok korkuyorum kaybetmekten!’. Ne saçma diye gülümsüyordu kendi kendine, ilk defa birinden asla ayrılamam diyordu. Bu hem çok yeni, hem çok korkutucu hem de çok muhteşem bir duyguydu.

Onu bırakıp yurtdışına döndüğünde deli gibi özlemeye başladı, her gün görüntülü konuşuyorlardı ama aynı şey değildi. O yanında olmadığı zaman zevk almıyordu artık yaptığı şeylerden. Hiç böyle değildi önceden. Renkli biri olduğu için her zaman oyalardı kendini ama artık manasız geliyordu onsuz olmak, onsuz birşeyler yapmak. Kafası çok karışmıştı, neler oluyordu böyle ona, ne yapacağını şaşırmıştı. Erkek o kadar güven veriyordu ki ona, ne istediğinden o kadar emindi ki. Yeterki birlikte olalım, birbirimizin kıymetini bilelim gerisi boş diyordu. Bu kadar çabuk kaptırmazdı kadın kendini ama bu sefer çok farklı hissediyordu. Ona aşık olan erkekler olmuştu, ama bu adamın söylediği ve yaptığı herşey çok etkiliyordu onu. Erkeğin de ısrarlarına ve özleme daha fazla dayanamayıp iki hafta sonra tekrar geldi İstanbul’a. Kollarını kocaman açarak karşıladı erkek on.' Evi şöyle değiştirelim, dolap alalım, ancak sığarız' diyordu erkek, çok hızlı gelişiyordu herşey. Kadın kırılmak istemiyordu o yüzden çabucak kapılmak istemiyordu ama duygularına hakim olamıyordu. Çok güzel, çok özel şeyler paylaşıyorlardı, aralarında görünmez bir bağ oluşmaya başlamıştı. Bir iki ufak tefek anlaşmazlık oldu aralarında ama hallettiler ya da kadın öyle sandı. Ona sarılmak, dokunmak, koklamak çok güzeldi ama sevişmeler istedikleri gibi olmuyordu bir türlü. Bu da ikisinin de kafasının karışmasına neden oluyordu. Bu kadar iyi anlaştığın biriyle bu uyumu nasıl yakalamazsın diye düşünüyordu kadın. Zamana bırakmaya karar vermişti.

Kadın yine döndü yaşadığı ülkeye, ama dayanamadılar hasrete, bu sefer de erkek geldi onu ziyarete. Çok güzeldi yine herşey, şimdi kadının yaşadığı şehri paylaşıyorlardı beraber, sevdiği her kafeyi, müzeyi, sokağı göstermek istiyordu erkeğe. Aşık olmuştu kadın, hiç böyle hissetmemişti daha önce, çok mutluydu, herşeyi paylaşmaktan keyif alıyordu onunla. Sayılı günler göz açıp kapayana kadar geçti, erkek döndü İstanbul’a. Artık bu uzun mesafe dayanılmaz olmuştu, kadın topladı valizini geldi adamın yanına. Daha uzun kalıp gerçekten anlaşabiliyorlar mı diye görmek istiyordu, ama temkinliydi. Erkek ona' merak etme herşey çok güzel olucak, birbirimizin kıymetini bilelim' diyordu. Normalde inanmazdı kolay kolay karşısındakine ama o tanıdığı her erkekten farklıydı, öyle sanıyordu. O kadar özeldi ki herşey aralarında, bazen konuşmaya bile gerek yoktu. Birbirlerinin gözlerinin içine baktıklarında dünya duruyordu sanki. Herkes ve herşey silik kalıyordu. İçinde bu kadar fazla sevgi olduğunu bilmiyordu kadın bugüne kadar. İlk defa birini kusurlarıyla seviyordu,' gerçek sevgi bu muymuş?' diyordu. Şarkı söylemek, hatta yazmak, ona sarılarak saatlerce konusmak, koklaşmak, uyumak, ona ne kadar çok sevdiğini söylemek, onu hiç bırakmamak istiyordu. Erkeğin daha önce doğru dürüst bir ilişkisi yoktu, olmamıştı nedense, bu da bir soru işaretiydi kadın için. En ufacık bir sorunda erkek bilmiyordu ne yapacağını, karışıyordu kafası, gelgitleri vardı. Bunların sevişmelerindeki uyumsuzluktan kaynaklandığını düşünüyordu kadın ama birbirlerini çok çekici buldukları için 'bunu da aşarız' diye düşünüyordu. Ne de olsa böyle bir bağ kurmak milyonda bir bulunabilecek bir şeydi. Kadın, ona değer diye düşünüyordu,' hayatım boyunca beklediğim buymuş demek' diyordu. Erkeğin dürüstlüğü en büyük etkendi bu ilişkide,kadın kendini rahatça onun kollarına bırakabiliyordu. Adam giderek daha da dengesizleşmeye, durup duruken kavga çıkarmaya başladı. Kadının eski ilişkilerinden, evliliğinden rahatsız olmaya, kıskançlık yapmaya. Halbuki hepsi çok geride kalmıştı, kadın ne kimseyle görüşüyordu ne de hatırlıyordu bunları. Zaten bu aşk o kadar silmişti ki herşeyi yepyeni hayata başlamış gibi hissediyordu kendini. Ama bir gün adam sudan bir bahaneyle ayrılmak istedi. Kalbi parça parça oldu kadının, topladı eşyalarını gitti, ayrıldılar. Çok üzüldü kadın, gerçek nedeni anlatamadığı için herkese anlamsız geliyordu bu ayrılık. 'Deli mi bu adam?' diyorlardı. Kadın yemeden içmeden kesildi, hayattan zevk almıyordu artık. Her seyrettiği filmde, her yediği yemekte, her gezdiği sokakta erkek yanındaymış gibi yaşıyordu. Her gece rüyalarında hep onu görüyordu, birbirlerine sarıldıklarını, nerdeyse gerçek sanıyordu uyanana kadar. Gözyaşlarıyla uyuyor gözyaşlarıyla uyanıyordu. Düşünmek istemese de atamıyordu kafasından. Aralarındaki aşk gerçekse bu sorunu da çözmeleri gerekiyordu ona göre, yiyip bitiyordu bu ayrılık onu. Arkadaşları inanamadılar kadının bu durumuna, ne de olsa o çok güçlü bir kadındı. Hiçbir erkeğin arkasından böyle üzülmemişti, Sonsuzluk gibi gelen 1 ay hiç görüşmediler, çok acı çekiyordu. Onunla hiç konuşmamak, onu hiç görmemek, kadını çok yıpratıyordu. Bir ay sonra bir arkadaşından dönerken içkinin de etkisiyle kapısını çaldı erkeğin evinin önünden geçerken. Kollarını açarak karşıladı onu erkek, tam da kadının beklediği gibi. Erkek onu ne kadar özlediğinden, aramak üzere olduğundan, onu görmemeye dayanamadığından, hep sarılarak beraber koltukta TV seyrettiklerini hayal ettiğinden bahsediyordu. Kadın ona inanıyordu, kendisi de aynını hissediyordu. Çok özlemişlerdi birbirlerini ve aralarındaki çekim de dayanılmazdı, yine birlikte olmaya başladılar. Yine herşey rüya gibiydi, sevişmeleri de daha iyiye gidiyordu, ikisi de çok mutluydu. Bir gün erkek gelip yine nedensizce ayrılmak istediğini söyledi. İlk defa bir erkek ondan ayrılmak istiyordu, hem de ikinci defa, bu daha önce hiç başına gelmemişti. Özgürlük, ilişki istememe, değişik tecrübeler yaşama isteği gibi son derece kırıcı bahaneler öne sürüyordu. Ne olmuştu da böyle olmuştu, yoksa başka biri mi vardı. Açık açık sordu ne de olsa bir ay görüşmemişlerdi. 'Asla!' dedi erkek. Öyle bir şey olamaz!' Zaten senden sonra kolay kolay kimseyle birlikte olabileceğimi sanmıyorum' diyordu kadına. Ama yine de ayrılmak istiyordu. 'Belki de saçmalıyorum, hayatım boyunca pişman olacağım ama...' diyordu erkek. Önce inanamadı kadın sonra kabullendi durumu. Kalbi kırıldı, dayanamıyordu artık üzüntüye, anlamı yoktu uzatmanın, çekti gitti yurtdışına. Gerçekten sevseydi böyle olmazdı diye düşünüyordu. Hayatına devam etmek, onu unutmak zorundaydı. Akıllı bir kadındı. Bir erkek bir kadını istiyorsa ne yapar eder bir yolunu bulurdu birlikte olmak için. Ayrılmak istiyorsa da mutlaka gerçek bir nedeni vardı. Erkek ya sevmiyorsa, ya da başkası varsa ayrılırdı çünkü. İkisi de kabullenmesi çok zor gerçeklerdi ama erkeğin kendisinden başkasına gözucuyla bile bakamayacağını düşündüğünden, beni sevmiyor diye tekrarlıyordu kendine. Canı yanıyor ama durmadan bunu tekrarlıyordu, bu durumu atlatmanın başka yolu yoktu.

Arkadaş kalmaya karar vermişlerdi. Yurtdışına gittiğinde kalan eşyalarını topladı, İstanbul'a döndü kadın. Belki unutmaya çalışsa da hala birlikte oluruz diye düşünüyordu bilinçaltında, belki de arkadaşlarının desteğine ihtiyacı vardı, yalnız kalmak istemiyordu. Ne de olsa İstanbul'da onu sevgiyle sarıp sarmalayan annesi, dostları vardı.

Erkeğin evinin anahtarı onda kalmıştı,onu geri vermek için aradı, buluşmaya karar verdiler. Kadın kendini ondan soğutmak istiyordu o yüzden mesafeliydi. Erkek bir kızla beraber olduğunu, kızın İsviçre'den geldiğini, onda kaldığını söyledi kadına. Kadın şok olmuştu! Erkek yeni kızın arızalı olduğunu söyleyip duruyordu. Sıkıldığını, kendisini özlediğini, kıza sürekli kendisinden bahsettiğini söylüyordu. Öbür kız geleli daha 5 gün olmuştu oysa, ne çabuk sıkılmıştı, ne çabuk arıza çıkmıştı. Anlayamıyordu, inanamıyordu duyduklarına. Başka bir kız ona sarılıyor, yatağında yatıyor, onun fincanlarından kahve içiyordu. Kadının dolabına yerleştirmişti eşyalarını. Aklı almıyordu bunları ama her zamanki gibi duruşunu korudu. Ne şaşırdığını, ne üzüldüğünü belli etti. Donmuş kalmıştı, ne hissedeceğini, ne düşüneceğini bilmiyordu. Sadece 'için sızlamadı mı o kız benim yerime eşyalarını koyarken?' diye sordu, daha fazlasını sormaya dili varmadı. Erkek gözlerini kaçırdı, 'sızladı' dedi, önüne baktı. O kadar. İçinden birşeyler kopmuştu kadının. Ama artık çok geçti, kararını vermişti. Bugune kadar inanamıştı, erkek ona başkalarıyla birlikte olmak istediğini söylediği halde, kafası karışık, kıskançlıktan ne dediğini bilmiyor diye düşünmüştü. Kadın inanıyordu aşklarına o ana kadar ama o evde başkası vardı artık. Hiçbirşey bu gerçeği değiştiremezdi! Çok güçlü, çok gururlu bir kadındı o. Bir daha dokunamazdı o erkeğe. Şans veremezdi bir daha ona, hep aklına gelecekti bu yaptığı, kendini tanıyordu kadın. Bari onunla mutlu olmaya çalış, kızı üzme dedi. Erkek ısrarla kızdan ayrılacağını söylüyordu, ama faydası yoktu, duymak istemiyordu hiçbirşey. Anahtarı verdi ve gitti.

Ertesi gün uyandığında kalbi ağrıyordu, şu anda başkasıyla uyanıyor diye düşünüyordu. Kızın adını ısrarla söylememişti erkek, ama üstünde durmadı kadın, kim olduğunun ne önemi vardı. Ruh gibiydi, iyi değildi ama iyiyim diyordu arkadaşlarına, dimdik duruyordu. Akşam oldu, ikisinin de sevdikleri bir programı seyrederken bir anda aklına birşey geldi kadının öylesine. Aylar önce gelen mail'de gördüğü bir isim, bir yüz, 'kim bu kız' diye sorduğunda erkeğin kavga çıkardığı geldi aklına. Normalde bir erkek bunu yapsa hemen anlardı yalan söylediğini, klasik suçlu erkek tepkisi diye düşünürdü. Kızı da pek beğenmemişti kadın o yüzden anlamadı bu manasız hrıçınlığını erkeğin o zaman. Arkasından başka bahaneler gelince kafası karışmıştı kadının bu kavgada. Çok akıllıydı oysa, yemezdi bu numaraları, ama çok seviyordu onu, çok güveniyordu, yalan söyleyeceğine ihtimal vermiyordu. Ama maalesef çok yanılmıştı. Herşey yerli yerine oturmuştu bir anda, kızın adını niye söylemediği, İsviçre'den gelmesi. Dünyası başına yıkıldı kadının. Bu kadar zamandır aldatıldığını anladı. O kız da yurtdışında yaşıyordu. Internetten konuşuyorlardı. Yüzyüze görüşmeseler de fark etmezdi, bu aldatmaydı, kadının arkasından işler çevirmişti erkek. O dürüstlüğüyle meşhur erkek! Herşeyi anladı. Gelgitleri de, bahaneleri de hep aynı nedendendi. Bir tene daha dokunmak istemenin bahaneleri. Ne yardan ne serden vazgeçmemenin bahaneleri. Bunun için iki insanın milyonda bir bulacağı şeyi feda etmişti erkek. Oyunlar oynamıştı. Zayıflıklarına yenik düşmüştü. O da diğerleri gibi basit sıradan bir erkekti. Hiçbir farkı ya da özelliği yoktu. Sadece daha iyi yalan söylüyordu o kadar!

Orda bitti kadın için herşey! Mesaj attı erkeğe herseyi anladığını söyleyen. Bugüne kadar toz kondurmadığı insanın yalancı olduğunu anladığını bilsin istedi. Gözünden düştüğünü. Kendisini sonsuza dek kaybettiğini.' Sakın cevap da yazma, okumayacağım' dedi. Okumayacaktı. Eski kuvvetli, akıllı kadın geri dönmüştü. Cevap yazmadı adam. Neden yazmadı? Utandığı için mi? Hatasını anladığı için mi? Artık kadını sonsuza kadar kaybettiğini anladığı için mi?

Hiçbiri değildi. Oyunu bitmemişti daha öbür kızla. Oyunun bitmesini bekliyordu. Zamanı gelince yazacaktı, arayacaktı kadını. Yeni oyun başlayacaktı ona göre. Ama çok yanılıyordu çünkü kadın herşeyi anlamıştı artık. Saatlerce bilgisayar oyunu oynaya oynaya kendini hayali kahraman sanan, hayatla oyunu karıştıran biri olduğunu anlamıştı. Gerçek hayattan, gerçek değerlerden haberi olmayan bu erkeğin aslında akılsızın teki olduğunu anlamıştı. Öyle gözünden düştü ki bu yere göğe koyamadığı erkek, bir daha adını bile duymak istemiyordu.

Rahatladı kadın. 'Oh be!' dedi. Bunca zamandır kaybettiği için üzüldüğü erkek hiç yokmuş ki zaten! Bulduğunu zannettiği herşey bir oyundan ibaretmiş, gerçek değilmiş! O da sıradan, alalade bir erkekmiş! Evet, bu çok canını yakıyordu, kalbi paramparça olmuştu, hayatlarında bir daha yaşayamayacağı o yakınlığı, sevgiyi kaybeden, ikisi olmuştu. Ama asıl kaybeden erkek olmuştu. Kadın zaten sahip olmadığı bir şeyi nasıl kaybetsin? Neye sahip olduğunun, neyi kaybettiğinin farkında olmadan küçük hesaplar yapan erkek.

Ne zaman mı anlar erkek? Kimbilir? Telefonlarına cevap alamayınca mı?Belki. Bir daha sevdiği kadına ulaşamayınca mı? Belki. Bir daha bunları hiç yaşayamayınca mı? Belki. Zaten kolay olsa, yaşayabilse, daha önce yaşardı ama, nerde bu zamanda, bu zeka!

Bu hikaye günümüzde yaşanmış gerçek bir hikaye. Binlerce insan, dünyanın binlerce yerinde, benzer hikayeler yaşıyor şu anda. Beklentiler, umutlar, aşklar birbirine benziyor. Kadın ya da erkek, bir taraf kaybetmemek diğeri kaybettikten sonra mücadele edince olmuyor, çok geç kalınıyor.Günümüzde geçici, yüzeysel, kolay ilişkiler öyle çok ki! Daha biri bitmeden diğeri başlıyor. İnsanların duyguları köreliyor, herşeyi kanıksıyor, hiçbir şeyin kıymeti kalmıyor. Kalpler kırılıyor, kırılan kalp yama tutmuyor, yamalı kalp eskisi gibi olmuyor!

Herkese aradıklarını bulmaları için önce ne istediklerini bilmelerini, bulduklarında da kaybetmemelerini dilerim. Hayat çok kısa! Mutluluk yakalandı mı kaybedilecek kadar uzun değil!


17 Temmuz 2012 Salı

Nedensiz ayrılık olur mu?
30’lu yaşların sonlarında 40’a merdiven dayamış müzmin bekar bir erkek ailedeki  cogunluğu kadın diğer kuzenlerle sohbet ediyor. Soruyorlar ona hayatında biri var mı diye? Var ama ayrılacağım, tam arızalı bir tip diyor. Ne arızası var diye soruyorlar. Herşeye kavga çıkarıyor, bağırıp çağırıyor, ne dediği belli değil, zaten sıkıldım diyor. Görüşmeye başlayalı 3 hafta olmuş şimdiden kavgalar başlamış, bir de sıkılınmış bille. Üstelik bu kızın 15 yıl öncesinden arızalı(!) eski sevgilisi olduğu çıkıyor ortaya. E peki zaten bu kızı biliyordun niye bulaştın bir daha diyorlar. Kafasını sallıyor cevap vermiyor. Yıllardır onun arızalı kızlarla bir aydan fazla sürmeyen ilişkilerine alışmış herkes, kendi bile. Birinin aklına geliyor aylar önceki buluşmada konuşulmuş, bu erkeğin 6-7 aydır birlikte olduğu, çok mutluyum ve huzurluyum dediği bir sevgilisi vardı . Ona ne oldu, o da mı sonradan arıza çıkardı diyorlar. Yok diyor, o şahaneydi. O hayatımda tanıdığım en güzel, en akıllı, en kültürlü, en bilgili, en eğlenceli kızdı diyor. Onunla hiç sıkılmıyorduk, günlerce evden çıkmasak da, tv seyretsek de, konuşucak paylaşacak bir şeyler buluyorduk diyor. Yüzünde hep bir gülümseme var ondan bahsederken. Peki ne oldu o zaman? Ne mi oldu. Aklına geliyor yaşadıkları tekrardan.
20 sene kadar önce tanımıştı bu muhteşem kadını. Ailece tanışıyorlardı. İkisi de öğrenciydi o zamanlar. Görür görmez beğenmişti kızı. Önce güzelliğine hayran olmuştu, sonra zekasına ve tatlılığına. Çok iyi anlaşmışlardı ama bir daha pek görüşememişlerdi, nadiren aynı ortamda denk gelmişlerdi o kadar.  Zaten  kızın erkek arkadaşı vardı ve daha sonradan evlenmişti onunla. Uzun boylu, yakışıklı pek havalı bu erkek arkadaş ilk günden sinirini bozmuştu erkeğin. Düğünlerine de meraktan  şöyle bir uğramıştı ama kadın bunu hatırlamıyordu. Nasıl hatırlasın o dügün telaşında. O evlilik yürümemisti, ayrıldıklarını duymuştu erkek. Seneler sonra yine karşılaştılar, kız yurtdışında yaşıyordu, baskasıyla nişanlıydı bu sefer. Çok zengin, kuvvetli, kendinden emin olduğu her halinden belli bir yabancıyla nişanlıydı kadın. Hep beraber yemeğe çıktılar. Kadın bir de onunla tanistirmak icin bir kız arkadaşını getirmişti. Belli ki hiç haberi yoktu onun ilgisinden. Erkegin gözü bütün akşam o şahane kadından başkasını görmemişti ki, diğer kızı hatırlamıyordu bile. Aşkı depreşti yine, bu sefer söylemeye karar verdi duygularını ama o kadın yurtdışına uçmuştu bile. Kadına mail attı, onu çok beğendiğini söyledi ama cevap alamayacağını biliyordu. Cevap gelmedi, şaşırmadı zaten bu şartlarda ne diyecekti ki kadın ona.
Sekiz sene geçti üzerinden bunların. Facebook’dan tesadüf buldu kadını, evlenmemişti, yalnızdı. Arada konuşmaya başladılar. Kimse hatırlamıyordu o maili, unutulmuş gitmişti. Herşeyden konuşuyorlardı, en çok da tenisten, ikisi de tenis seviyordu. Şakalaşıyorlardı yazışırken, beraber Avustralya’ya tenis seyretmeye mi gitsek diye.  Erkek bunu bir yeşil ışık olarak görmüştü nedense. Kadın birkaç ay sonra tatile geleceğini soyledi İstanbul’a. O gelene kadar yeni bir ev tuttu erkek, özenle dayadı, döşedi, bekledi kadın arar diye. Aramadı kadın. Yine sinirlendi erkek kendi kendine. Aylar geçti, kadının tekrar Istanbul’a tatile geldiğini facebook’dan öğrendi ama o Bodrum’daydı bu sefer. Yine de dayanamadı, hemen mail yazdı, görüselim dedi, olur dedi kadın. Heyecanla Bodrum’dan atladı geldi erkek, onu yemeğe çıkarttı. Yine çok iyi anlaştılar, sohbetleri, kahkahaları eksik olmadı. Ertesi gün yine aradı yine buluştular. Evini göstermek istiyordu, senin için hazırladım demek istiyordu. Beraberce eve gittiler, çok etkilendi kadın onun yaptıklarından ama kararsızdı yine de. Ne yaptı etti kandırdı kadını ve birlikte olmaya başladılar, herşey çok güzeldi. Kadın yurtdışında yaşıyordu, tatili bitince gitmek zorundaydı ve gitti ama aklı burda kaldı. Bir hafta olmamıştı ki çok özlediler birbirlerini, erkek bilet gönderdi, biran önce gel diye ısrar etti, kadın da dayanamadı ertesi hafta atladı geldi. Kısa zaman yine çok çabuk ama çok güzel geçti, kadın dönmek zorundaydı, döndü. Bu sefer iki hafta sonra erkek  gitti onun yanına. Hayal ettikleri gibi tenis maçlarına gittiler, kadının yaşadığı şehri paylaştılar birlikte. O sokaklarda yürüdüler elele, istasyonlarda öpüştüler, yağmurdan kaçtılar beraber, kafelerde oturdular. Ama bu tatil de bitmişti her zamanki gibi, yetmiyordu paylaşılan kısa zamanlar artık. Hergün görüntülü konuşuyorlardı ama beraber olmakla aynı şey değildi. Kadın en sonunda geldi yanına, dayanamadı hasrete. Herşey çok güzeldi aslında. İkisi de hayatlarında hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Kendi kendilerine yeten, sıcacık bir ilişkileri vardı. Bazen günlerce dışarı çıkmadıkları oluyordu. Birlikte edilen sohbetler, şakalaşmalar, sarmaş dolaş seyredilen filmler, sarılmalar, koklaşmalar. Dışarı çıktıklarında da güzel kadına dönen kafalar, hayranlık dolu bakışlar hem gururunu okşuyordu erkeğin hem de içinden kıskanıyordu. Herşey rüya gibiydi aslında.  Nerdeyse hiçbirşeyden şikayet etmeyen, onu ilk defa olduğu gibi kabullenen bu muhteşem kadınla beraberdi.  Bir erkek daha ne isterdi ki?
Herşeyden şüphe duyan insanlardandı erkek. Bu onu yiyip bitiriyordu hayatı boyunca ama engel olamıyordu. Sorun neydi gercekten? Bu kadar muhteşem bir kadın nasıl olur da beni sevebilir? Rol mü yapıyor acaba? Gerçek olamaz bu! Kesin bir şey var bunun altında. Evlenmek için herşeyi yapan kadınlardan mı yoksa? Evliliğin nasıl sıkıcı olduğunu evli arkadaşlarından dinliyordu. Zaten bir iki müzmin bekar erkek arkadaşı da bu kadından kesin bir şey çıkacak deyip kafasını karıştırmıştı. Yoksa kıskanmışlar mıydı? Yok canım onlar sürekli partner değiştiriyorlar, keyifleri yerlerinde. Öyle mi acaba? Kafası karışmıştı. Paçasını kaptırmamalıydı onlara göre. Aşk meşk geçiciydi, bağlanmamalıydı. En iyisi yol yakınken ayrılmaktı. Zaten içten içe kızıyordu bu kadına, bunca yıl ona aralarında bir şey olmadığı için, kendince intikam da almak istiyordu.
Bir akşam kadına çeşitli bahaneler bulup ayrılmak istediğini söyledi. Kadın çok şaşırdı,bu kadar severken, bu kadar iyi anlaşırken, bu ayrılık niye diye. Çok üzüldü ikisi de. Erkek hemen pişman oldu, gitme dedi, saçmaladım dedi, burası senin de evin dedi. Kadın kaldı ama bir kere tatları kaçmıştı. Birkaç gün sonra erkek yine kuruntularına yenik düştü ve ayrılalım dedi. Kadın bu sefer daha da çok kırıldı,  anlayamıyordu ama kalacak biri değildi bu şartlarda ve topladı bavullarını, gitti.
Erkek o gider gitmez pişman olmuştu, çok üzülmüştü aslında. Bir anda ev bomboş kalmıştı, ne yapacağını bilemiyordu. Kadının zorluk çıkaracağını sanıyordu, öylece gideceğini düşünmemişti. Kadınlar böyle yapmazdı, daha önceki ilişkilerinde böyle olmuştu çünkü. Onu tehdit edip intihara kalkıştığını söyleyen bile olmuştu. Ama bu kadın kötü sözler sarfetmeden, kavga etmeden, ortalığı karştırmadan, öylece gitmişti. Hiç beklemiyordu bunu, şaşırma sırası ona gelmişti. Sinirlenmişti yine kadına, terkedilmiş hissetmişti.
 Kendini teselli etmek için de bu arızalı exle internetten konuşmaya başlamıştı. Aklınca kırılan güvenini yerine getirmeye çalışıyordu. Aradan bir ay geçti, ayrılık dayanılmaz olmaya başlamıştı artık. Arasam mı mesaj atsam mı diye düşünürken kapısı çaldı. Karşısında bütün tatlılığıyla duruyordu kadın. Kalbi yerinden çıkacak sandı. O kadar güzeldi, o kadar ışıl ışıldı ki etkilenmemek mümkün değildi. Tekrar birlikte olmaya başladılar.  İyice çıkmaza girmeye başlamıştı. Ne ondan vazgeçebiliyordu ne de arızalıya gelme diyebiliyordu. Nasıl bir işe bulaştırmıştı kendini.  Hayatı her zaman oyun gibi görüyordu bu durumu da öyle görmeye karar verdi. Nasılsa bu kız da yurtdışında yaşıyordu, bir zararı olmaz diye düşündü. Biri yurtdışına gittiğinde öbürü gelir diye düşünüyordu. Zaten arızalıya pek dayanabileceğini sanmıyordu. Ama herşey planladığı gibi olmamaya başladı, kadın burda yaşamaya karar vermişti.  Eğer arkasından işler çevirdiğini öğrenirse çok kötü olurdu ve onu asla affetmezdi. Kadın çok güveniyordu ona ve bu erkeğe kendini çok iyi hissetiriyordu. Onun gözünde bu kadar güvenilir ve değerli olmak çok önemliydi. O yüzden kadın bunu anlamadan halletmeliydi bu durumu.  Arızalının geliş günü yaklaşıyordu, yine ayrılmak istedi, kadının zaten gidip yurtdışından kalan eşyalarını alması gerekiyordu. Kırgın ayrıldılar, kafası rahat olsun istiyordu, kadına karşı kendini kötü hissediyordu çünkü. O arada arızalı gelirdi, belki de ondan daha çok hoşlanırdı kimbilir, denemek istiyordu. Bu kadar herkesin hayran olduğu bir kadın ona aşık olmuştu, kendini çok iyi hissediyordu, herkese bunu göstermek, istediğini elde edebileceğini kanıtlamak istiyordu. Olmazsa da kadın dönünce onu bir şekilde kandırırım diye düşünüyordu, aralarında görünmez bir bağ var gibiydi, kopacaklarını düşünemiyordu bile.  Artık alışmışlardı bu gelgitlere nasılsa dayanamayıp barışırlardı. Bu arada öbür arızalıyla durumu halletmeye çalışacaktı, bulaşmıştı bir kere, çıkarmayacağı rezillik yoktu onun, biliyordu, geçmişte yaşamışlardı bunu çünkü.
Arızalı geldikten 4 gün sonra kadın aradı, dönmüştü, anahtarı onda kalmıştı, onu almak için buluştular. Kız arkadaşı olduğunu söyledi kadına, ama çok arızalı olduğunu, ondan kurtulacağını en kısa zamanda. Kıza ondan bahsettiğini, ne kadar muhteşem olduğunu söylediğini, onu çok özlediğini filan. Kadın şaşırdı ama renk vermedi, benden bahsetme kıza, mutlu olmaya çalış bari dedi. Gitti. Herşey planladığı gibi gidiyordu erkeğin. Arkasından öbürüyle konustuğunu anlamadığı sürece sorun yoktu. Fakat ertesi gün kadından gelen herşeyi anladığını, yalancı olduğunu söyleyen mesajla şok oldu. Nasıl olduysa anlamıştı arkasından ne işler çevirdiğini. O ne mesajdı öyle bana attığı diye düşündü. Sakın cevap bile yazma okumayacağım diyordu kadın. Bugune kadar bana tapıyordu, dürüstlüğüme özellikle diye düşündü, onu dürüst sanıyordu tabii.  Oyundu erkek için herşey, o yüzden gerçek mutluluğu harcamıştı ama henüz farkında değildi. Bu arızalı kızla oyunu bitsin yine öbür kadınla başka oyun oynayacaktı. Özlüyordu onu çok ama olsun,az kalmıştı bu kızdan kurtulmaya nasılsa. Aman neyse bu arızalıdan kurtulunca onu ararım, ne yapar eder ikna ederim nasılsa diye düşünüyordu.
İste böyleydi bu hikaye. Yaşanan binlerce hikaye gibi. Bir çok kadının anlayamadığı tavır değişiklikleri, gereksiz tartışmaların nedenleri, çok basit aslında. Günümüz erkekleri hayallerinin kadınını bulsa da bitmiyor açlığı. Korkuyorlar bir kadınla ömür geçirmekten. Çevreden duydukları da hep aynı şeyler. Aman niye bir kadına bağlanacaksın, ortalıkta kadın mı yok. Değişik kadınlarla birlikte olmayı kaçırmak istemiyorlar. Ama aslında hayatı kaçırıyorlar. Yakınlaşmayı, paylaşmayı, değer vermeyi, kalpten sevmeyi, kucaklaşmayı. İyi günde kötü günde birbirlerinin gözünün içine bakıp iyiki var diye hissetmeyi. Kalplerinin sıcacık olmasını. Karpuzun en güzel yerini o seviyor diye karşısındakine bırakmayı. Daha milyonlarca paha biçilmez şey. Kalp en seçici yerimiz bence. Heryeri kandırabiliyoruz da bir onu kandıramıyoruz. Kandırmaya çalıştıkça soğuyor soğuyor. Bizden soğuyor aslında kalp, küsüyor bize. Hayatlar böyle kendini de karşısındakini de mutsuz eden insanlarla heba oluyor.
O muhteşem kadını merak ettiniz mi? Dönecek mi sizce? Dönmeli mi? Hatasını anladı mı erkek? O da bir sonraki yazıda.